Reform Hareketi İle Söyleşi

Reform Hareketinin kurucularından Ömer Önder Haberdar ile Reform Hareketi üzerine söyleşi;
1 - Reform Hareketi neden ve nasıl doğdu?

Reform Hareketi aslında uzun zamandır arkadaşlarımızla üzerinde müzakere ettiğimiz sendika nasıl olmalı ve sendika neler yapmalı neler yapmamalı tartışmalarından doğdu. Tabi doğrudan sendikaya gelmiş bir tartışmadan bahsetmiyorum.  Özellikle kurum kültüründe gördüğümüz eksiklikler konusundaki müzakerelerimiz bizi sendika konusuna getirdi. Hem sorunların kaynağında sendikanın ideolojik ve ayrıştırıcı tarzının ne kadar etkili olduğunu gördük hem de bu problemlerin yine sendika eliyle aşılabileceğinin imkanını. Hayalci ya da romantik değiliz. Bu kavramlar kötü de değillerdir bu arada. Ancak rasyonel bir konumlanma ile sendika, kurum kültürüne ciddi katkı sunabilir. Kurum kültürü derken, özetle; bir çalışanın kendisi, çalışma arkadaşları ve şirketiyle kurduğu ilişkiyi ve tarzını kastediyorum. Yani daha iyi bir kurum kültürü ve çalışma ortamı arayışımız bizi buraya getirdi. Sendikayla ilgili bakışımızın geldiği noktayı ise, özetle şu şekilde belirtebilirim: Bizce sendikanın asli görevi üyelerinin menfaatlerini, mantıklı ve gerçekçi bir şekilde savunmak ve bu süreçte eski/yeni veya ideoloji/siyasi görüş ayrımı yapmaksızın tüm çalışanların desteğiyle hareket etmek olmalıdır. Çünkü tüm çalışanların ortak paydası işçilerin meşru menfaatleridir ve sendikanın tek gayesi de üyelerini bu paydada buluşturmaktır. Sendikayı bu şekilde, olması gerektiği yere konumladığımızda, diğer alanlar da kendilerine ait alanlar da işlevselleşebilir. Bu anlamda biz Hava İş Sendikasının yeniden olumlu yönde formatlanması gerektiğini düşünüyoruz. Mevcut yönetimin bizce en önemli sorunu; çalışanlardan kopmuş olması ve ayrı bir dünyada yaşamasıdır.  Çalışanlar, kendi haklarını savunmak için var olan sendikanın grev kararına bile uymamışlarsa eğer, bu tesbitimizin haklılığı daha bir görünür olur. Hiç kimse,  çalışanların kendi haklarını önemsemediğini iddia etmeyecektir sanırım. Sendika yönetiminin kendisini çalışanlardan koparması sebebiyle, geldiğimiz noktada, sendikanın çalışanlarda hiçbir karşılığı kalmamıştır. Format dediğim konu da burasıyla ilgili. Sendikanın yeniden bir heyecan ile çalışanlarda karşılığı olan bir işleyişe dönüşmesi. Bu bir süreç ve biz aday olup kendi aramızda konuştuklarımızı yüksek sesle konuşarak bile bu süreci başlatmış olduk. Gerçek gündemlerimizi konuşmaya başlamak, gerçek bir sendikanın sıfır noktasıdır. Yeni bir hareket başlatarak bile bir katkı yaptığımızı düşünüyorum.

2 - Diğer listelerin aksine bir başkan adayınız ya da lideriniz bulunmuyor. Bunun nedeni nedir ve sorun oluşturmuyor mu? Sonuçta oy istediğiniz insanlar bir lider görmek isteyebilirler.

Aslında bir yerde haklısınız. Yaşadığımız toplumun kültüründe liderlerin önemli bir yeri var ve toplum olarak, biz de bunu talep ediyoruz. Ancak mevcut Sendika Kültürü, maalesef, bu olguyu istismar etmektedir. Dört senede bir seçilen ve iki senede bir TİS imzalayan ve başka hiçbir işlevi olmayan bir sendika yapısının hayatiyetini devam ettirebilmesi, seçim listelerinin oluşturulmasından başlayarak, tüm yapı ve sürecin tek kişi üzerine kurulması ve işletilmesidir. Biz hem söylem hem de bizzat kendi yapımız ile bu olgunun dışındayız. Zaten varlık sebebimiz de bu yapısal durumu değiştirmek. Bu nedenle yönetime gelirsek ilk yapacağımız işlerden biri, sendika başkanlığını iki dönem ile sınırlandırmak olacak.
Bir önceki sorunuza cevap verirken bahsetmiş olduğum, değişik ortamlarda değişik kişilerle olan konuşmalarımız ortak bir akla ulaştığında bu liste ortaya çıktı. Dolayısı ile Reform Hareketinin ortaya çıkmasında katkısı olanları sayın deseniz, emin olun ki sayamam. Sonuçta birbiriyle ilgisiz gibi görünse de birçok konu ve kişi aynı çatı altında yaşıyor. Sendika konusunda bir yola girmemiz de,  bu değişik konu ve kişileri tüm şirkette ortak bir akla ve kültüre ulaştırma arzusudur. Dolayısı ile bir kişi üzerine kurulu bir yapımız yok. Biz herkesi bu hareketin doğal bir üyesi ve bu harekete verdiği emek kadar da lideri kabul ediyoruz. Umarım bu özelliğimizi kaybetmeyiz. Herkese ve her konuya açık yapımız değişmez.
Tek kişi üzerine kurulu değiliz derken, aslında, iki şeyi de demiş oluyorum: 1- Reform Hareketi,  herkesin katkısı ve katılımına açık bir harekettir. Yeter ki iyi niyetle ortaklığa açık olarak gelsin. 2- Reform Hareketi; sadece,  çalışanlara ve kamuoyuna kendimizi tanıttığımız duyurudaki isimlerden müteşekkil değildir. Bu sözlerim hem bir davet hem de bir hakikatin teslimi olarak anlaşılmalı.

Reform Hareketi

3 - Sizin diğer hareketlerden farkınız nedir, çalışanlar neden sizi desteklesinler?

Biz bir aile içerisinde önce sağlıklı iletişimin gerekliliğine inanıyoruz.  Kalp kırmak için yola çıkmadık. Dört yılda bir gerçekleşen sendika seçimlerini, aile çapında, yüksek sesle konuşmak için önemli bir fırsat olarak değerlendiriyoruz. Çünkü tüm personele aynı anda seslenebilen ya da başka bir ifade ile tüm personelin aidiyet hissettiği ortak yapı iki tanedir: Biri şirket diğeri sendika. Şirket, zaten iş odaklı olarak kendi gündemi ile devam ediyor.  Sendika ise, çok onemli bir boşluğu doldurması gerekirken bunu yapmıyor. Bu boşluk; tüm çalışanların ortak ve sivil bir çatısı olmaktır. Sendikayı biz böyle konumlandırıyoruz. Şirketin karşı kutbu değil tamamlayıcı önemli bir parçası. Sendika meslek gruplarının kurduğu derneklerden farklı olarak tüm çalışanları kapsıyor. Bu sebeple çok önemli görevleri olmalı. Hem çalışanların kendi iç kanallarını aktif bir şekilde kurmalı ve işletmeli hem de çalışanla işveren arasındaki kanalları açık tutmalı ve işletmeli. Sorduğunuz soruya gelecek olursam, biz diğerlerini ötekileştirip onlarda olmayan ve bizde olan özellikleri sıralamak için ortaya çıkmış bir hareket değiliz. Somut olarak yetersizlikleri ya da yanlış yönetim hususlarını konuşabiliriz ama sonuçta bu arkadaşlarımız da aynı şirket için çalışan, koridorda gördüğümüzde selam verdiğimiz arkadaşlarımız. Bununla birlikte, biz, yapılan sendikacılığın tarzının yanlış olduğunu düşünüyoruz. Zira günümüz dünyasında sorunlar müzakere edilerek çözülüyor. Kavga ederek veya karşı tarafı anlamaya çalışmadan sadece olayları tek taraflı değerlendirerek çözüme ulaşmak mümkün olmuyor ve hatta ters tepiyor. Bunu mücadeleden taviz vermek olarak da algılamamak gerekiyor. Sadece gerçekçi olunması ve mücadele yönteminin değişmesi gerektiğini düşünüyoruz. Yaşanan süreç göstermiştir ki 23. Dönem Toplu İş Sözleşmesi sendika yönetiminin rızası dışında oluşturuldu ve 24. Dönem için de TİS imzalanmamasına rağmen işveren tek taraflı hareket ederek sanki sendika yokmuş gibi yoluna devam ediyor. Yani mevcut sendika yönetiminin uzlaşmaz ve kavgacı tavrı işçilere bir yarar sağlamamıştır. Ayrıca 305 kişinin iş akdinin feshine yol açan 29 Mayıs eyleminde sendika yönetimi çalışanları yanlış yönlendirmiş ve insanları uçuşa katılmamaya teşvik ederek operasyonu çökertmeyi denemiş ancak işverenin sert tepkisi üzerine yüzlerce çalışan işinden olmuştur. Bu tarzın artık karşılığının kalmadığını düşünmemiz sadece bir gözlem meselesi de değil, bu arada. Son 10 yıldır ve özellikle özelleştirme sonucu zorunlu olarak, işveren tarafında artık kar zarar hesabı yapmayan ve ticari verileri önemsemeyen kişiler oturmuyor, aksine dünya havacılık piyasasında rekabet eden ve zarar ettiğinde ortaklarının hesap sorduğu bir ticari işletme yöneticileri var. Yani THY Yönetimi kendini değişen dünyanın şartlarına bir şekilde uydurmuş ve karşılığını da alıyor. THY nin rekabet ettiği diğer yerli rakiplerin hiçbirisinde sendikanın bulunmayışı, bu durumun cok daha geniş alanda yeniden düşünülmesi gerektiğini salık veriyor. Eski zamanlar gibi zarar yazıp zararı devlet bütçesinden karşılanan bir şirket değil burası. Ama maalesef Sendika Yönetimine hakim olan kültür bu kamu kurumu olduğu dönemden kalma bir yapı arzediyor. Bu kültür daha olumlu ve rasyonel bir tarza dönüşmezse önümüzde hep iki yol olacak. Şirkette göstergeler iyi giderken sendika yok hükmünde olacak. Şu an olduğu gibi. Allah gostermesin, herhangi bir sebeple ibreler kötü gözüktüğünde, bu sefer ölümcül bir sendika olacak. Biz tam da bu noktada, özel bir şirkette sendikacılık yaptığımızın artık farkına varalım diyoruz. İyi gün için de kötü gün için de bu farkındalık çok önemli.
Kendimizi ayırmayacağız dedim ama bir masum ayrıma müsaade edin; bizim görünürdeki bir farkımız var aslında. Şu anki yönetimin ve bizim dışımızdaki hareketlerin yaş ortalaması bizim ve ortaklık çalışanlarının çok üstünde. Bu anlamda biz, haklarını savunmak icin aday olduğumuz kitle ile aynı yaş ortalamasına sahibiz.

4 - Halihazırda devam eden grev konusunda düşünceniz nedir, siz olsanız ne yapardınız?

Grev bir sendikanın son silahıdır ve gerçekten çalışanlar istiyorsa yapılmalıdır. THY deki grevin isçilerin talebi olmadan ya da daha doğru bir ifade ile çok az bir kısmı hariç,  yapıldığını düşünüyoruz. Suizanda bulunuyor olmamak için aklımdan geçenleri belirtemesem de, sendika yönetimi tarafından işçilerin menfaati dışında bir gerekçeyle yapılan bu grevde, çalışanların tamamına yakını katılmadığı için etkisi olmadı. Ayrıca bu haliyle de,  grev devam ettirilemez. Sendika yönetimi işçilerin destek vermediği bir grevi devam ettirmekte ne tür bir menfaat görüyor olabilir? 3.000 civarında pilotun çalıştığı THY de %1 oranında dahi pilot greve katılmamışsa bunun sorumluluğunu işverene atmak ne kadar gerçekçi siz karar verin. Bu oran sadece kokpitte değil birçok birimde %1 in altında. Yani 100 kişiden 99 u greve katılmıyor. Bu durumda grevi devam ettirmenin ne anlamı var ve çalışanlara rağmen çalışanların hakkını savunmaya çalışmak! psikolojisinin kaynağı nedir? Geçmişte halk için halka rağmen bir şeyler yapmaya çalışan siyasetçiler vardı, tarih oldular ama aynı zihniyet bizde devam ediyor.
Gerektiğinde grev yapılır ancak biz olsak müzakereyle çözemediğimiz sorunların geri adım atılmaması gereken konular olduğunu düşünüyorsak durumu çalışanlara sorarız ve onlardan mutabakat aldıktan sonra greve gideriz. Örneğin kabinde özellikle planlamayla ilgili bir rahatsızlık olduğunu biliyoruz. Nitekim kabinde diğer ünitelerin çok üzerinde bir katılım gerçekleşti. Ancak orada bile 10 kişiden 9 u greve katılmıyor.
Ayrıca grevin maliyetinin de iyi hesaplanması gerekiyor. Son başarılı grev! 1991 yılında yapıldıktan hemen sonra çalışanların yaklaşık %10 u işinden atıldı.

5 - Seçilmeniz ve yönetime gelmeniz durumunda nasıl bir sendika yönetimi göreceğiz, neler vaat ediyorsunuz?

Sendikanın asli görevi işveren ile üyeleri için Toplu Sözleşme imzalamaktır.  Toplu sözleşme müzakerelerinde yapıcı ya da yıkıcı olmak tarafların konuya yaklaşımlarıyla doğrudan irtibatlıdır. Eğer karşı tarafın kötü niyetli olduğunu ve bizi ezmeye çalıştığını düşünürsek, karşı taraf da bizim kendisini zorda bırakacağımızı ve altından kalkması zor olan ve piyasa koşullarına uygun olmayan talepleri direteceğimizi düşünürse daha baştan ilişki kopmuş demektir. İşin doğası gereği taraflar menfaat uyuşmazlığı yaşayacak ve birbirleriyle çatışacaklardır. Ancak bu çatışmanın belli sınırları aşmaması gerekir. Savaşın bile belli kuralları vardır, kuralları ihlal eden taraf zorda kalır. Sendikanın da işverenin de sınırı işletmeye zarar vermemek olmalıdır. Birlikte yolculuk yaptığımız gemide kaptana kızıp gemiyi batırmaya kalkmak ne kadar mantıklıysa işletmede kalıcı zararlara yol açacak tutum ve davranışlarda bulunmak da o kadar mantıklıdır. Sonuçta zarar eden bir işletmede çalışan işçilerin maaşlarını uzun süre tam ve zamanında almaları mümkün değildir.
Öncelikle kazanılmış haklardan hiçbirinden taviz vermeyi düşünmediğimizi burada net bir şekilde ifade edebiliriz. İkinci olarak TİS imzalarken ana felsefemiz kazan-kazan ilkesi üzerine kurulu olacak. Çalışanların yılsonunda kardan pay almalarını istiyoruz. Böylece işçi ve işvereni aynı paydada buluşmuş olabilir. Sermaye Piyasası Mevzuatına tabi bir şirket olduğu için THY nin elde ettiği kazancı ve karı hepimiz biliyoruz. Üçüncü önemli mesele taşeronlaşma konusu. Şirketin birçok yerinde taşeron firma elemanı çalıştırılıyor. Hukuken mümkün olsa bile taşeronlaşmaya karşıyız. Bir şoförün asgari ücretle çalıştırılmaması gerekir. Ancak piyasa şartlarında 1.500-2.000 TL maliyeti olan bir iş grubu için işverenin 5.000-6.000 TL maliyete katlanmasını beklemek de fazla iyimserlik olur. Makul bir ücretle ama THY personeli olarak çalışmak hem taşeron firma personelini memnun eder hem de işçinin işyerine aidiyetini artıracağı için işverenin menfaatine olur.
Bir diğer önemli konu daha önce çalışanlara duyurduğumuz ülke barajı meselesidir. Ciddi önlemler alınmazsa 2015 yılında ya da iyimser tahminle 2018 yılında Hava-İş Sendikası ülke barajına takılacak. Bu konu öncelikle çözülmesi gereken bir meseledir. Bu nedenle Sendikamızın bağlı olduğu işkolu olan Taşımacılık sektörünün diğer dallarında da örgütlenerek bu sorunu ortadan kaldırmayı planlıyoruz.
Sonuç olarak, hepimiz bu şirkete öncelikli olarak belli bir maaş karşılığı hizmet üretiyoruz. Bu şirketle kurduğumuz rasyonel zemin. Bu noktanın atlanarak diğer alanlara ağırlık vereceğimiz düşünülmemeli. Kurum Kültürü ve sendika yönetimine görece fazla vurgu yapmamız, bu konudaki ciddi sorunlar sebebiyledir. Ancak, sendika olmanın temel amacını hiçbir zaman göz ardı etmeyeceğiz. Kendi varlık amacımızı inkar etmeyeceğiz. Eğer kabinde olduğu gibi bir birimde huzursuzluk olmuşsa bu konuyu önceliğimiz olarak görüp, sorunun aşılması için rasyonel bir yol takip edecegiz. Zaten problemi olan bir birimin bu problemi ile ilgilenmeden ne aile atmosferinden ne de diğer kültürel faktörlerden bahsedebiliriz.

6 - Daha önceki duyurularınızda bazı projeleriniz olduğundan bahsettiniz. Bunlar nelerdir, açar mısınız biraz?

Sendikanın ilk ve asli işinin Toplu Sözleşme imzalamak olduğunu her ortamda dillendiriyoruz. Ancak sendikanın sadece iki yılda bir TİS imzalayan bir müessese olmasına da karşıyız. Yirmi küsür kere imzalanmış TİS in yenilenmesinin aylar hatta bazen yıllar sürmesini sendika yönetiminin bilinçli bir tercihi olarak algılıyoruz. Çünkü süreç 3 ayda biterse geri kalan 21 ay sendika ve onlarca çalışanının ne yaptığının sorgulanma olasılığı daha yükselecek.

Sendikanın hepimizin bildiği gibi ekonomik anlamda ciddi imkanları mevcut. Maalesef bu gücü yaşamımızda göremesek de bunu biliyoruz. Hepimizin aldığımız maaş için hizmet ürettiğimizi söylemiştim. TIS görüşmelerini bu kadar uzatıp hem enerjimizi hem de gücümüzü burada tüketmek yerine, çalışanlara katkı sunacak projeleri şimdiden çalışıyoruz. THY de çalışanların genel yapısı, buraya çok genç yaşta başlamış olmalarıdır. Dolayısı ile önlerinde gerçekleştirmek istedikleri, istediğimiz önemli ihtiyaçlar var. Konut ihtiyacı gibi. Bu konuda neler yapabilirizi çalışıyoruz.  Halihazırda bazı kurumlarla ön görüşmeler yapıyoruz. Biraz daha şekillendikten sonra sizinle ayrıntılarını paylaşacağız. Ama özet olarak üyelerimizin 3.havalimanı bölgesinde doğacak konut ihtiyacını karşılamak ve onları makul fiyatlarla uzun süreli ödeme planı çıkararak konut sahibi edindirmek istiyoruz.
İkinci projemiz sendikaya ait bir sosyal tesis inşa etmek. Üyelerden toplanan aidatların yine üyelerin menfaatine kullanılması ilkesinden hareketle, topladığımız aidatın bir kısmını sosyal tesis yapmakta kullanacağız. Bu sosyal tesisin amacı üyelerimizin aileleri ve arkadaşlarıyla hoşça vakit geçirebileceği ve ayrıca İstanbul dışından gelen üyelerin de konaklayabileceği bir yerin çalışanlara kazandırılmasıdır.
Üçüncü projemiz ücretsiz kurslar düzenlemek. Başta İngilizce olmak üzere personele maddi manevi katkı sağlayacak kursları ücretsiz düzenleyerek üyelerimizin lehine faaliyette bulunacağız.

Proje konusunda bir hususun altını özellikle çizmek istiyorum; Kalite Yonetim Sistemleri uygulanan şirketlerde değişik formatlarda uygulanan ve fikir ve taleplerin paylaşımını esas alan Öneri Geliştirme Sistemine benzer bir uygulamamız da olacak. Çalışanların taleplerini aktif bir şekilde takip edip, proje gelistirirken bu datalardan hareket etmeyi önemsiyoruz. Dolayısı ile ne yapamayacağımız vaatlerde bulunarak gereksiz beklenti oluşturmak isteriz ne de sadece kendi yönelimlerimizi projelendirmek. Sonuç olarak ne kadar yüksek katılım ve paylaşım olursa, sendika o kadar işlevini yerine getirmiş olur. Ve katılımın yeterli olmadığı durumlarda da projelerin başarı şansı azalır.

7 - Sendika üyelerine iletmek istediğiniz mesaj nedir?

Türkiye’deki kurumlar içerisinde, Dünyadaki gelişmeleri kurumsal yapısına adapte edebilecek en avantajlı şirketlerden birinde çalışıyoruz. Bu sebeple, tecrübe aktarımı ve bu aktarımın kurumsal kültürde karşılığını bulması için elimizdeki en iyi enstrümanın Sendika olduğunun farkına varmalıyız. Bu sebeple, tüm çalışma arkadaşlarımızdan şunu istiyoruz ki; kime oy verirseniz verin ama muhakkak oylarınızı kullanın. Sendikal özgürlük anayasal bir haktır ve engellenemez. Umarız duyumlarımız yanlıştır ancak bu seçimlerde sandıkların sendika merkezine kurulacağına dair bir söylenti dolaşıyor. Bu gerçekse eğer,  üyelerden sandığı kaçırmak anlamına gelir. Mevcut sendika yöneticilerine sesleniyoruz: Lütfen böyle bir yola başvurmayın ve mümkün olan en yüksek katılımlı seçimi gerçekleştirin. Böyle bir amacınız olsun. Çalışanların oy kullanmasından korkmayın.

Katılımcılık cesaret işidir. Hem katkı sunanlar için hem de bu katkıya açık olanlar için bu böyledir. Sendikayı önemsemek, bu katılımcı kültürü de büyütecektir. Katılım arttıkça, herbirimizin kişiliği de olumlu anlamda, gelişecektir. Kurum kültürünün gelişmesi ve çalışanlarına özgüven aşılaması, öncelikli olarak katılımcı bir kültüre sahip olmalarına bağlıdır. Umarım, yıllardır yaşayageldiğimiz gibi, seçim sonrası süreçte sendika konusu rafa kalkmaz. Sadece seçimde değil sonrasında da ve sadece TIS te değil çalışanların ihtiyacı olan her an ve her konuda sendika işlevsel olmalıdır.

Ayrica, samimi olarak, üyelerin menfaatini en iyi koruyacak listenin seçimleri kazanmasını temenni ediyorum. Tabi ki çalışanların menfaatlerini en iyi koruyacak olan ekip olarak da kendimizi görüyoruz.